Whatever It Takes

Blog yazdığım zamanlarda -ki bu zamanlar maalesef epey eskiye dayanıyor- izlediğim filmler hakkında üç beş bir şey yazmaktan keyif alırdım. Zamanla hem yazmaya zaman bulamaz oldum, hem de filmlere sanıyorum ki daha az anlam yüklemeye başladım. Bu sefer olaylar epey farklı ama. Avengers Endgame bana yıllar sonra bir şeyler yazma, fikirlerimi uzun uzun anlatma isteği doyuracak kadar önemli bir filmdi benim için. Aslında filmden önce böyle bir yazı yazma düşüncesi de yoktu içimde ama filmden sonra direkt olarak bu filmle ilgili yapabileceğim kadar bilgi alışverişi yapmak, içimdekileri dışarıya aktarmak istedim. Arkadaşlarımı aradım, spoiler’lı incelemeler okudum, video incelemelere göz attım, canlı yayınlara göz attım vs. vs. Bu filmle ilgili neden bu kadar duygu yoğunluğu yaşadığımı burada anlatmıştım. Okumayan varsa öncelikle onu okuyabilir. Şu an film hakkında bir şeyler konuşmak için buradayız…

Film, Infinity War’daki snap öncesi Clint Barton’ın ailesiyle keyifle vakit geçirmesiyle başlıyor. Her şey son derece iyi görünüyorken bir anda Barton’ın ailesi ortadan yok oluyor ve anlıyoruz ki snap tam da bu zamanda olmuş. Bu başlangıçla; snap sırasında dünyanın geri kalanında neler olduğunu, bu olaylardan hiçbir şekilde haberi olmayan kişilerin gözünden izlemiş oluyoruz. Tamamen anlamsız, dramatik bir yok oluş. Başka bir şey değil. Devamında Tony Stark ile Nebula’yı uzay boşluğunda anlamsızca süzülürken görüyoruz ve beklendiği şekilde bu ikili Captain Marvel tarafından kurtarılıyor. Ardından da Avengers üssüne gidiyoruz ve Avengers üyelerinin Thanos’u bulabilmek, taşları kullanarak geçmişi nasıl değiştirebileceklerine dair konuşmalarını izliyoruz ve yıllardır beklediğimiz film tam olarak bu şekilde başlamış oluyor. Bundan sonrasında kolaya kaçacağım ve filmde beğendiğim ve beğenmediğim noktaları artılar ve eksiler olarak sıralayacağım. En son da sonuca bağlarım herhalde. Bilmiyorum yıllardır yazmadığım düşünülürse biraz doğaçlama yapmak iyi fikir gibi geldi.

Artılar:
Iron Man, Iron Man, Iron Man. Aynı zamanda da tabii Tony Stark. Bu film ona veda edeceğimizi zaten biliyorduk. Öleceğini de ama yine de acaba bu savaş sonunda ölmez de inzivaya çekilmeyi tercih eder mi ve bu şekilde mi veda ederiz şeklinde bir umut da yok değildi içimizde. Bu filmde her açıdan duygusal, her açıdan son derece epik bir sonla ve olabilecek en iyi şekilde ettik belki de. Iron Man’in tam olarak hak ettiği sondu bu ve kusursuzdu. 2008’de “I am Iron Man” cümlesiyle girdiği evrenden 11 yıl sonra yine aynı cümle ile, geride bize yaşattığı onlarca unutulmaz anla beraber ayrıldı. Öldü ve tam olarak bu şekilde ölmesi gerekiyordu zaten. Kendini çok büyük bir amaç uğruna feda ederek, kendisinden çok daha güçlü birini alt ederek. Infinity War’da Thanos’un öldüreyazdığı şekilde ölse hepimiz daha çok üzülür ve bu ölümü Tony Stark’a yakıştıramazdık muhtemelen ama bu ölümde en ufak bir kusur bile göremiyorum. Bu arada değinmeden edemeyeceğim, bu filmdeki kostümü de çizgi romanlardan fırlamış gibiydi ve mükemmeldi.

Captain America. Cap normalde favori karakterlerimden birisi değil ama bu filmde zirve noktasında bir Cap gördük. İzlediğim Cap beni her açıdan tatmin etti. Hatta öyle ki Mjölnir’i bile tatmin etmiş olacak ki artık Cap’i Mjölnir’e layık biri olarak gördük. Bu olay pek hoşuma gitmese de her açıdan orgazmik bir olaydı. Fazlasıyla epikti. Salondaki seyircinin delicesine alkışladığı sahnelerden biriydi. Yalnız ben Cap’in Mjölnir’le beraber yıldırımlara da hükmedebiliyor hale gelmesini pek anlayamadım açıkçası. Sanıyorum ilk filmde Odin bu çekice layık olan bu çekicin getirdiği güçlere de sahip olsun gibi bir şey diyordu. Onla ilgili olduğunu düşünüyorum yoksa adama bir anda tanrı update’i gelmiş gibi oluyor ki saçma bir durum. Yine de dediğim gibi Cap’i Mjölnir ile savaşırken izlemek her açıdan süper epik bir olaydı .

Ant-Man. Bu filmde gerçekten olmazsa olmazlardan biriydi, sevdiğim de bir karakter zaten ve izlemekten epey keyif aldım.

Ronin a.k.a. Hawkeye a.k.a. Clint Barton. Pek çoğunun Avengers ekibinin en gereksiz üyesi olarak gördüğü Hawkeye’a (bu filmde kendisi Ronin’di her ne kadar ismi hiç söylenmemiş olsa da) son derece iyi bir hikaye derinliği katılmış. Filmin güzel noktalarından biriydi.

Black Widow vs. Hawkeye. Ruh taşını almaya Black Widow ve Hawkeye’ın gittiği an içime cidden öküz oturdu çünkü olacakları biliyordum. Buraları da cidden son derece iyi yazmışlar ve sonuç olarak Nat’i kaybettik. İnanılmaz duygusaldı bu bölüm.

Captain Marvel’ın bu filmi domine etmesinden, olayların tamamen onun üzerinden yürümesinden çok korkuyordum. Neyse ki böyle bir durum hiç yoktu. Hatta öyle bir yoktu ki bir ara final savaşındaki uzay gemisinden açılmış olan yaylım ateşinin hedefi yukarı hareket etmeye başladığında “ulan yukarıdan kim geliyor ki” diye düşündüm. Öylesine aklımdan çıkmış Capt. Marvel ve öylesine az göründü. Bu olay beni epey korkutuyordu ki hiç korktuğum gibi olmaması çok sevindirdi beni.

Iron Man, Captain America, Thor vs. Thanos. Yine mükemmel savaşlardan birini izledik burada. Sonucunda da Cap bu savaştan Mjölnir’i taşımaya layık biri olarak çıktı.

Avengers Assemble. Yukarıdaki üçlü Thanos’a yetmeyince, üstelik Thanos’un ordusu da bu savaşa dahil olmuşken 5. günün şafağında çıkagelen Gandalf etkisi yaratan kahramanlarımız. Sırasıyla açılan portallardan önce Black Panther, Shuri ve Okoye’nin, devamında Falcon’un gelişi (bu arada buradaki Sam’in söylediği “on your left” cümlesi de ilk filmlere göndermeydi. Hatırlarsanız Cap ve Sam daha henüz tanışmamışken bu ikili yaptığı koşu antrenmanlarında Cap, Sam’in yanından her koşarak geçişinde “on your left” diyip Sam’i deli ediyordu. Yine güzel bir detay). Açılan portal sayısının bir anda onlarca oluşu ve Dr. Strange, Drax, Mantis, Star Lord, Spider-Man’in gelişi ve cidden yine bütün salonun alkış tufanına tutuluşu. Cidden bunlar büyülü anlardı. Ardından da Black Panther ve Wakanda ordusunnun “Yibambe” yükselişi. Ardından Winter Soldier, Groot, Walkyrie, Scarlet Witch, Wong, Wasp, Ant-Man, Hulk, War Machine, Rocket Raccoon derken tüm ekibin Rescue olarak gelen Pepper Potts ile +1 olarak tamamlanışı. Çok çok çok özel anlardı bunlar ve bu filmde tam olarak bunu bekliyorduk. Tam bu noktada Cap’in ağzından dökülen “Avengers Assemble” cümlesi de yine çizgi roman severlerin yükselmesine sebep olan göndermelerden biriydi.

Iron Man ile Rescue Potts’un sırt sırta dövüştüğü kısım. 2 saniye kadar göründü filmde ama yine çok güzel anlardan biriydi.

Scarlet Witch vs. Thanos. Scarlet Witch’in çizgi romanlarda inanılmaz güçlü oluşu fakat MCU’da bunun yeterince yansıtılmayışı bazı çizgi romanları epey üzüyordu. Bu kısım eminim pek çok kişiyi belli bir noktada tatmin etmiştir. Scarlet Witch’in gücünü bize biraz olsun göstermiş oldular burada da.

Iron Spider. Bu kostümü cidden çok seviyorum ve bu filmde tekrar görmek hoşuma gitti. Özellikle de ultimate killing mode muydu tam hatırlamıyorum, onun olduğu kısım son derece güzeldi.

Hail Hydra. Filmin net en güzel anlarından biriydi. Herkes Winter Soldier’daki asansör dövüşünün tekrar yaşanacağını düşünürken çizgi roman severleri en çok memnun eden göndermelerden biri geldi ve olay çözüldü.

Howard Stark ve Tony Stark buluşması. Yine oldukça duygusaldı. Tony Stark’ın içinde kalan duyguları, babasıyla olan vedalaşmasını birer birer gördüğümüz kısım. Yine filmin iyi bölümlerinden biriydi. Yine bu bölümde Peggy Carter ve Cap için de benzer şeyler söylenebilir.

Cap’in kalkanının kırılışı Age of Ultron’da Tony Stark’ın kabusunda gördüğü gibiydi. Çok açık ama güzel bir detaydı.

Morgan Stark’ın cheeseburger sahnesi. Burda da çok güzel bir gönderme vardı ve bu göndermeyi yakalayanları eminim epey duygulandırmıştır. Morgan Stark filmin sonunda cheeseburger yemek istiyor. 2008 yapımı Iron Man Ortadoğu’da tutsak kaldığı ayların sonunda Amerika’ya ilk döndüğünde her şeyden önce cheeseburger yemek istiyorum diyordu.

Eksiler:
Thanos kesinlikle kimliğini kaybetmiş. İlk filmdeki güçlü, ne istediğini bilen, özgüven sahibi Thanos değildi bu filmdeki izlediğimiz Thanos. Etkileyici değildi. Gerçi şimdi yazarken fark ettim de biz bu sefer 4 yıl önceki Thanos’u izledik. Belki de geçen yıllar karakterini değiştirmiştir. Bilemedim ama ilk filmdeki Thanos bu filmde yoktu maalesef.

Filmde THOR YOK. Resmen Thor’u elimizden almışlar. Bazıları Lebowski Thor’u çok sevmiş olsa da bence bir önceki filmde zirve noktasını görmüş olan ve 6 taş sahibi Thanos’u neredeyse alt etmiş, her geçen filmde üzerine koya koya ilerlemiş Thor’u bu filmde daha öfkeli ve dolayısıyla daha motive göreceğimizi düşünürken bir de baktık ki kendini salmış, Thor ile uzaktan yakından alakası olmayan ciddiyetsiz bir sarhoş olarak izledik. Bu olay filmde 15-20 dk sürse güzel olabilirdi ama film boyunca böyle bir ayak bağı Thor izlemek beni oldukça üzdü.

Filmde HULK YOK. Filmde BRUCE BANNER YOK. Filmde maalesef Hulk da yok Bruce Banner da. İkisinin birleşimi olan Professor Hulk var bu filmde. Ben Hulk’ı ya da Banner’ı bu filmde son bir kez görmek isterdim. Professor Hulk herhangi bir aksiyona girmiyor, daha çok Banner’a yakın bir karakterde. Hatta öyle ki sinirlenemiyor bile. Taşları almak için New York’a gittiklerinde direkt görüyoruz hatta bu olayı. Zorlama bir şekilde bağırıyor, arabaya vuruyor falan ama hiçbir şekilde sinirlenemiyor ve aksiyona giremiyor. Dolayısıyla Infinity War’da da görememişken son bir kez Hulk izlemek isterdim.

Filmin ilk yarısı. Ben filmin ilk yarısı bitince ya izliyoruz da pek iyi değil mi sanki ya diye düşündüm. Filmin ilk yarısı zaman yolculuğunu veya herhangi bir yol macerasını anlatan basit film tadındaydı. Tam olarak “beraber yolculuğa çıkan kafadar çiftimizi, bu yolculuklarında hiç beklemedikleri şeyler bekliyordur ve olaylar gelişir” tadındaydı bile diyebilirim. Kahramanlarımız geçmişe gidip taşları almaya çalıştıkları yerlerde hep bir çakallıkla hep bir cinlikle bu taşları alıyorlar ve etliye sütlüye hiç karışmıyorlar. Geçmişe bulaşmak tehlikelidir, zaman çizgisini bozma riski vardır diye düşünebilirdim normalde ama filmde bunun böyle olmayacağını anlatıyorlar. Aslında olay bu sahnelerde hiçbir şekilde aksiyon olmayışı, olayları gizlilikle çözmeye çalışmaları değil ama bunu yaparken olaylar gerçekten “sürekli beklenmedik şeylerin gelişmesi” üzerine. Bu da o kısımları maalesef cheesy’leştirmiş. Yine de bu kısımlarda mükemmel anlar da vardı tabii. Onlara da artılarda değindim.

Russo biraderler sürekli olarak film kimsenin beklemediği şekilde ilerleyecek, hiçbir teori doğru değil, şok olacaksınız diye bizi gazladılar durdular fakat ilerleyiş tam beklediğimiz gibiydi. Birkaç beklenmedik nokta elbette ki vardı ama ana işleyiş beklediğimiz gibiydi.

Cap’in kalkanının devir teslim töreni. Sam’i çok severim, Bucky’yi hiç sevmem. Öncelikle bunu söyleyeyim. Ama bana göre kalkanı alması gereken Bucky idi. Bunun tek sebebinin de kendisinin de bir süper asker olması elbette. Çizgi romanlarda da Sam’i Captain America olarak gördüğümüz için yine de çok sıkıntı etmiyorum burayı.

Sonuç olarak, 1 yıllık beklentimizin sonunda bizi sinema filmi olarak mükemmel bir film kesinlikle karşılamıyor evet ama hem duyusallığıyla olsun hem dramatikliğiyle olsun hem de MCU tarihinin en epik sahnelerine sahip oluşuyla olsun bize çok ama özel anlar yaşamamıza sebep olacak, bize her türlü duygu yoğunluğunu yaşatmayı başarabilecek çok özel bir film karşılıyor. Infinity War’un kesinlikle 1-2 tık altında ama sonuç olarak bakıldığında, filmde yaşadığımız duygu yoğunluğu düşünüldüğünde Endgame, Endgame’dir. Bana göre eksilerde yazdığım gibi fazla büyük kusurları var bu filmin, kesinlikle Infinity War gibi kusursuz değil evet ama bu film kesinlikle MCU’dan da bağımsız olarak tüm filmler arasında çok ama çok özel bir yere konmayı hak ediyor.

Bize yaşattırdıkları onlarca unutulmaz an için de MCU’da en ufak bir emeği dahi olan herkese sonsuz teşekkürler.

RIP Stan Lee.

Excelsior!

Whatever It Takes” için 2 yorum

Bu İçeriğe Bir Yorum Yapın