Blog mu?

Blog yazmayı her zaman sevmişimdir. Blog yazmaktan ziyade, yazdığım yazıları yıllar sonra incelemek hoşuma gitmiştir. O anki duygularımı hissetmek vs. Bir nevi günlük işte. Örneğin bu blogu açmadan kısa süre önce taa 10 yıl önce yazdığım yazıları ara ara girip okuduğumu fark ettim. Neyse, blog yazma ve blogun işlevlerinden bahsetmeye, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok yazının giriş bölümünde. Direkt olarak nerden çıktı bu blog fikri oraya geleyim. Evet, nereden çıktı bu blog fikri? Hem de blog yazmak, uzun uzun yazılar yazmak bu devirde iyice gözden düşmüşken?

Açıkçası burayı blog değil de büyük bir Twitter olarak kullanmayı, ara ara Twitter’a sığdıramadığım duygularımı buraya yazmayı düşünüyorum. Muhtemelen kimseye de bak ben blog açtım vs. demeyeceğim. Sadece uygun bir an geldiğinde içeriğin linkini paylaşacağım ki bu platform da muhtemelen sadece Twitter olacak. Kısacası blogu öyle büyüteyim, binlerce okurum olsun gibi bir derdim olmayacak. Dediğim gibi, 2 maksat var. Birincisi Twitter’a sığdıramadığım düşüncelerimi paylaşmak, ikincisi ise yıllar sonra “bak bak böyle düşünmüşüm demek zamanında” diyebileceğim yeni bir arşiv oluşturmak.

Belki haftada bir yazarım, belki hiç öyle düşündüğüm gibi yazmam da blog kalır öyle. Zaman gösterir. Siyaset dışında aklıma gelen her konuda yazacağım. Dizi, film, oyun, teknoloji, pazarlama, futbol, basketbol, müzik… Allah ne verdiyse artık, o an aklıma ne geldiyse.

Şimdilik giriş yazısını şöyle bırakayım, blogger adetidir giriş yazıları. Olmazsa eksik olur. Maksat destursuz giriş yapmayalım. Hadi bakalım, vira bismillah.

Devamını oku...